| |
|
|
Av. Özlem Futman , 20/03/2006 / Dünya Gazetesi
Nano, sözlük anlamı ile "küçük, minik" anlamına gelirken,
nanoteknoloji kabaca atom ve moleküllerle ilgilenen bilim ve mühendislik
alanı olarak tanımlanıyor.
Her ne kadar bugün hayatımızın her alanında nanoteknolojiye dayalı
buluşları görmüyor olsak da araştırmaların bu şekilde devam etmesi
halinde nanoteknoloji gerçeği ile çok kısa zamanda yakından tanışacağımız
kesin görünüyor.
Nanoteknoloji araştırmaları ve ABD'de bu alanda oluşturulan sistem,
üniversitelerin ve teknoloji araştırmalarının bir ülkenin kaderini
ne kadar etkileyebileceğinin en iyi göstergesi. Amerika'nın bundan
önceki ilk büyük projesi soğuk savaş sırasında Rusya ile başlayan
yarışın bir sonucu olarak yıldız savaşları idi. Bunun akabinde 1990'larda
insan vücudunu tamamı ile keşfedip anlamaya yönelik genetik projesini
(humsan genom projece) gördük ki bu proje halen devam etmektedir.
Bugünse ABD nanoteknoloji ile dünyada söz sahibi olma iddiasını sürdürmeye
kararlı görünmektedir. ABD'nin nanoteknoloji konusunda yaptığı bu
atağın bir sebebi de Asya ile bu konuda her geçen gün kızışmakta
olan savaştır. Bugün dünyanın teknoloji üssü olan ABD'de araştırmalar
göstermektedir ki 2010 yılına kadar fizik konusunda çalışan bilim
adamlarının yüzde 90'ı Uzakdoğulu olacaktır ve bunların en az yüzde
50'si Uzakdoğu ülkelerinde çalışacaktır. Bunun Amerika için bir nevi
tehdit anlamı taşıdığı açıktır. Biraz da bu durumun etkisi ile ABD,
teknoloji konusunda iddiasını sürdürmek için yepyeni bir yapılanmaya
gitmektedir.
Klasik teknoloji transferi sistemi
Nanoteknoloji konusundaki oluşumu anlatmadan evvel belki de bundan
önce yaratılmış teknoloji transferi sistemini anlamakta fayda olabilir.
Bugün nasıl oluyordu ABD'de bu kadar buluş yapılıyor sorusunun bir
cevabı da teknoloji transferi sisteminde yapılan hukuki düzenlemelerdir.
Bu düzenlemeye göre federal hükümet tarafından desteklenen fonlarla
üniversitelerde araştırma yapan profesörler, yaptıkları buluşların
lisans yolu ile kullandırılması halinde lisans ücretlerinden pay
almaktadırlar. Dolayısı ile buluşları patentleşebilir ve akabinde
de lisanslaşabilir bulunan üniversite araştırmacıları birdenbire
elde edilen gelirden pay almaya başlamakta ve bu da araştırma oranlarını
ciddi biçimde artırmaktadır. Bu sistem o kadar teşvik edici ve iyi
çalışmaktadır ki, bugün teknoloji konusunda ciddi yatırım yapmış
ve iyi araştırmacılara sahip üniversiteler kendi araştırmacılarının
yaptığı buluşları lisans vererek ciddi bir gelir elde etmektedirler.
Dolayısı ile hem üniversite kazanmakta hem de buluşu yapan öğretim
görevlisi önemli bir gelir elde etmektedir. Evet belki her araştırması
yapılan buluş patentleşmemektedir ama yine de bu düzenleme ABD'deki
buluşları gözle görülür şekilde artırmıştır.
Nanoteknoloji konusunda teknoloji transferi sistemi
Sistemin ilk adımı 2003 yılında yürürlüğe giren 21. Yüzyıl Nanoteknoloji
Araştırma ve Geliştirme Kanunu'dur.
Akabinde kanuna uygun kurulmuş Nanoscale Bilim ve Mühendislik Merkezlerini
görüyoruz (NBMM). Bu merkezler üniversiteler, özel şirketler ve devlet
laboratuvarları arasında koordinasyonu sağlıyor. Mesela Northwestern
Üniversitesi bu merkezlerden birisi olarak Illinois Üniversitesi,
Şikago Argon Ulusal Laboratuvarı, Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı,
NASA, Dupont, Exxon Mobil, Rohm ve Hass, Motorola, IBM ve Unilever
arasında koordinasyonu sağlamaktadır. Resme baktığımızda burada hem
değişik üniversiteleri hem federal laboratuvarları ve hem de sektörlerinde
birer dev olan şirketleri görüyoruz.
1999 yılında 6 NBMM ile başlayan bu sisteme 2003 yılında 2 ve 2004
yılında 6 merkez eklenmiştir.
Amerikan hükümeti üniversiteleri ve özel şirketleri koordineli çalışmaya
ve aynı zamanda üniversitelerde araştırma yapanları birbiri ile beraber
çalışmaya teşvik etmektedir. Kurulan fonlara hem federal hükümet
hem de nanoteknoloji konusunda buluşlara ihtiyacı olan şirketler
ciddi para kaynakları ayırmaktadır. IBM ya da DuPont gibi teknoloji
devleri üniversiteler ile yaptıkları anlaşmalar ile yapılan araştırmaları
desteklerken bir yandan da ne konuda buluşa ihtiyaçları olduğunu
belirterek araştırmaların yönünün nereye gideceğini belirlemektedirler.
Bunun yanında birçok öğretim görevlisi de nanoteknoloji konusunda
faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş şirketlerin yönetim kurullarında
yer almaktadırlar.
Sistemin böyle kurulmuş olmasının en önemli sebeplerinden birisi,
nanoteknolojinin disiplinler üstü bir yapıda olması ve birçok bilim
dalından araştırmacının bir arada çalışmasını zorunlu kılmasıdır.
Bu durum araştırmacılar arasındaki rekabet duygusunu bir ölçüde azaltırken,
değişik alanlarda çalışan akıllı, eğitilmiş ve bilgili insanların
bir takım olarak çalışmasına olanak vermektedir.
Nanoteknoloji transferi sistemi nasıl bir etki yaratmaktadır?
Bu konuda değişik uygulamalar ve bunların doğurduğu değişik etkiler
vardır.
Mesela sistemlerden birisinde araştırmalar için toplanan para klasik
sistemdeki gibi araştırmacıya değil, NBMM'nin yönetimine verilmektedir.
Bu para transferi NBMM'ye hem bir esneklik hem de önemli bir takdir
hakkı vermektedir. NBMM bu paranın nasıl kullanılacağına karar verirken
kendi içinde değişik organizasyon şemaları oluşturabilmektedir.
İkinci olarak NBMM disiplinler üstü bu araştırmalar ve araştırmacılar
üzerinde ciddi bir baskı da kurabilmektedir ve değişik disiplinler
konusunda uzman kişileri bir araya getirmektedir.
Üçüncü olarak değişik üniversitelerden değişik alanlarda uzman kişilerin
bir araya gelmesi, bunların çalıştığı üniversitelerin de koordineli
çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da buluşların
nasıl ve kimin adına patentleneceği ve lisanslanacağı konusunda uzlaşma
gerekmektedir.
Bütün bu sistemin belki de en ilginç kısmı endüstrinin araştırmacılarla
daha işin başında ve doğrudan ilişki kurabilmesidir. Şirketler ihtiyaçlarını
ya da gelecekte planladıkları ürünlere ilişkin ihtiyaç duyacakları
buluşları konunun uzmanları ile paylaşmaktadır.
Diğer bir sistemde ise şirketlere iş ve çalışma planları sunan, buluş
yapanları özendiren ve market araştırmaları ile şirketleri yönlendiren
oluşumlar meydana getirilmektedir. Burada da mevcut başarılı üniversiteler
yeni programlarla ortaya çıkarak şirketlere öncülük etmektedir.
Görüleceği üzere, ya da henüz bizim memleketimizden tam olarak görünmese
de, Amerika bir süre sonra nanoteknoloji konusundaki liderliği ele
geçirmek için elinden geleni yapmaktadır.
<< BACK
|
|
 |
|

Since its establishment, OFO VENTURA has been a sincere supporter of the arts. Actors, actresses, museums, art foundations, and singers have always had a privileged position among our clients.
more >>
|
|
Newsletters
To receive latest
newsletter, please send an email message to
info@ofoventura.com.tr
|
|
| |
| |
|
ADDRESS :
HALASKARGAZI CAD.
CANKAYA APT.
NO: 266 K: 2 34380
SISLI, İSTANBUL,
TURKEY
PHONE :
+90 (0) 212 219 67 33
FAX :
+90 (0) 212 234 17 09
|
 |
| info@ofoventura.com.tr |
To see the location of our Office see below
MAP |
| |
|