Özlem Futman, 2003 / Dünya Gazetesi
Dünya Ticaret Örgütüne üye olmasıyla beraber meraklı bakışların odaklandığı Çin, nüfusu, göz kamaştırıcı potansiyeli ve hızla revize ettiği çehresiyle, değişen dünyada konumunu günden güne güçlendiriyor.
Dünya piyasalarında kıyasıya bir rekabete hazırlanan ülkede, yaşadığımız zamanın realitesi ve gelişimin zorunlu lokomotiflerinden biri sayılan marka da uyumlaşma çabalarının önemli aktörlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Bugüne değin uluslararası arenada özellikle konunun değişik muhatapları tarafından eleştirilen Çin marka mevzuatı, ülke içindeki uzun ve yoğun tartışmalardan sonra değiştirildi ve dünyanın önde gelen ülkelerinin marka mevzuatları ile uyumlaştırıldı. Yeni Çin Marka Mevzuatı 01 Aralık 2001 tarihinden beri yürürlükte.
Meseleyi olabildiğince teknik dilden arındırmaya çalışıp, derin hukuki tartışmaları konu dışı bırakarak uygulamada önem taşıyan tescil, tanınmış markalar ve taklitle mücadele konusundaki değişiklikleri ana hatları ile şöyle sıralayabiliriz;
Marka Tescili
Marka tescili konusunda yapılan değişiklikler ile marka sahibine tanınmış korumanın kapsamı ve tescili mümkün markaların sınırı genişletilmiştir.
Değişiklik öncesinde ancak , sadece kelime - sadece şekil veya kelime +şekilden oluşan iki boyutlu markalar tescil edilebilirken bugün üç boyutlu markalar , renk markaları, ortak markalar, garanti markaları ve coğrafi işaretlerin tescili mümkün hale gelmiştir.
Üç boyutlu markaların tescili yolu açılırken bunun istisnaları da bu yazıda belirtilmemekle beraber yeni mevzuat içerisinde yer almaktadır. Bu bağlamda özellikle malların ve paketlerin biçiminin marka olarak tescil edilmesi konusunun hassasiyet taşıdığı açıktır. Konu değişik açılardan Amerika ve Avrupa’da hala tartışılırken Çindeki uygulamanın nasıl şekilleneceğini zaman gösterecektir.
Sadece marka hukuku açısından değil birey özgürlükleri açısından da yeni mevzuat ilginç bir hüküm içeriyor. Değişiklik öncesinde, yabancıların aksine, Çin vatandaşlarının birey olarak marka başvurusunda bulunma hakkı bulunmamaktaydı. Bugün artık Çinliler de tıpkı diğer yabancılar gibi Çin’de bireysel olarak başvurup adlarına marka tescili yaptırma hakkına sahipler.Yapılan bu değişikliğin marka tescil başvurularına pozitif bir ivme kazandıracağına şüphe yoktur.
Bunun yanında yeni mevzuat uyarınca birlikte marka sahibi olma kavramı gündeme getirilmiştir. Artık bir marka başvurusu yapılırken birden fazla tüzelkişiliğin adı, başvuru ve tescil sahibi olarak görünebilecektir. Bunun
anlamı aynı markanın ayrı ayrı birden fazla tüzelkişi adına tescil edilebileceği değil, aynı başvuruda birden fazla tüzelkişi adının birlikte yer alabileceğidir.
Mevzuat değişikliğinden önce Çinde marka sahipleri ancak ve ancak yüksek ayırtedicilik düzeyine sahip markalar için tescil başvurusunda bulunabiliyor ve eğer marka yüksek ayırtedicilik düzeyine sahip değilse tescil ettirmek bir yana bu markayı kullanamıyordu dahi. Bu durum tescil edilebilir markaların oranını düşürmekte idi. Yeni düzenleme ile “ikincil anlam” ve “kullanım yolu ile ayırtedicilik kazanmış olma” kriterleri kabul edilerek marka başvuru sahiplerinin tescil şansı yükseltilmiştir. Artık, başvurusu “ayırtedicilik taşımadığı “gerekçesi ile reddedilen marka sahibinin , markanın kullanım yolu ile ayırtedicilik özelliği kazandığını ispat ederek yeni bir başvuru yapma hakkı bulunmaktadır.
Tanınmış Markalar
Yeni Mevzuatın 13. Maddesi uyarınca Çinde tescil edilmemiş tanınmış bir markanın iltibas yaratacak kadar benzeri,taklidi ve tercümesi için 3. Kişiler tarafından aynı ya da benzer sınıflar için yapılan marka tescil talepleri reddedileceği gibi bu kişilerin bu markaları kullanmaları da önlenecektir.
Bunun yanında Çinde tescil edilmiş , tanınmış markaların iltibas yaratacak ve tüketicileri yanıltacak kadar benzerleri,taklitleri ve tercümeleri için 3. Kişilerce tescil başvurusu yapıldığında aynı ya da benzer olmayan sınıflar için dahi yapılan başvuru reddedilecek ve 3. Kişilerce bu markanın kullanımı engellenecektir.
Yukarıda belirtildiği üzere, yeni mevzuat tanınmış bir markanın Çinde tescil edilmiş olup olmamasına göre ayrım yapmaktadır. Buna göre tanınmış markanızı eğer Çinde tescil ettirmemişseniz sadece aynı yada benzer sınıflar için 3. Kişilerin yaptığı başvurular reddedilecek ve kullanımına engel olunacaktır. Oysa tanınmış markanızı tescil ettirmiş iseniz bu durumda koruma alanınız genişleyecek ve 3. Kişilerin benzerlik taşıyan marka başvuruları aynı ya da benzer olmayan sınıflar için dahi reddedilirken kullanımı da yasaklanacaktır. Dolayısı ile markanız tescilli ise çok daha geniş bir alanda ve daha tescil aşamasında taklitlerinizle mücadeleye başlayabilirsiniz.
Tabi bu noktada, klasik olarak, tanınmış marka nedir sorusu karşımıza çıkmaktadır. Bu soruya cevap verilmesine yardımcı olabilecek ana ölçütler de Çin’in değiştirilmiş marka mevzuatında yer almaktadır. Tanınmış markalar ve bunların tespitinde esas alınacak kriterler konusu marka hukuku içerisinde başlıbaşına bir fenomen olduğundan, konunun detaylarına burada yer veremiyor, sadece Çin’in bu konuda Dünya Ticaret Örgütü kuruluş anlaşmasının eki niteliğindeki TRIPS anlaşmasının ilgili maddelerine dayanarak düzenleme yaptığını belirtmekle yetiniyoruz.
Taklitle mücadele
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile marka sahipleri için önemli bir sorun olmaya devem eden marka taklitçiliği ile mücadele yeni Çin Mevzuatında yerini bulmuştur. Gerçekten de her alanda, bilinen neredeyse tüm marka sahiplerinin her yıl markalarını korumak ve taklitle mücadele etmek için milyonlarca dolar harcadığı bir gerçektir.
Yeni Çin marka mevzuatına Çin Patent Mevzuatından uyarlanarak alınmış hüküm uyarınca, artık Çin’de de ihtiyati tedbir uygulaması kabul edilmiştir. İlgili maddeye göre bir marka sahibi veya onun markayı devrettiği kişi ya da lisans verdiği kişi eğer 3. bir kişinin bu markayı taklit ettiğini ya da taklit edeceğine ilişkin önemli hazırlıklar içinde olduğunu ispat ederse taklit malların toplatılması için ilgili mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alabilmektedir.
İşte tam bu noktada taklitçilikle mücadelede uygulamanın seyrini değiştirebilecek bir madddeden bahsetmeden geçemeyeceğiz. Artık Çinde 3. Kişiler, taklit malları taklit olduğunu bilmeksizin sattıklarına ilişkin bir mazeretin arkasına sığınamayacaktır. Kısaca “ben sattığım malın taklit olduğunu bilmiyordum, farkında değildim” savunması geçerliliğini yitirmiştir. Zira değiştirilmiş ve halihazırda uygulanan mevzuata göre bu savunma sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır. Bu kuralın tek istisnası taklit mal satanın bu malları meşru bir yoldan elde etmesi halidir.
Bu önemli gelişme neticesinde artık taklit mal satanın iyi niyeti kötü niyeti tartışılmamakta ve kötü niyetin bulunmaması hali ancak tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya yararken, marka taklitçiliğinden doğan sorumluluğa halel getirmemektedir.
Burada detaylarına girmemekle beraber yeni Çin mevzuatının taklitle mücadele davalarında talep olunan tazminat miktarının hesaplanmasında esas alınacak kriterler, idari mercilerin yetkilerinin genişletilmesi, rüçhan hakkı gibi bir çok konuda da hükümler içerdiğini ifade etmekle yetiniyoruz.
Dünyanın yeni çehresinin şekillendiği ve ticari dinamiklerin boyut değiştirdiği bugünlerde Çin marka mevzuatında yapılan değişikliğin daha bir anlam kazandığı aşikardır.
Özellikle Çin ile ticaret yapmayı planlayan veya halihazırda bir ilişki içinde bulunan Türk iş adamlarının Çin marka mevzuatında yapılmış değişiklikleri ve bunların marka sahipleri üzerindeki etkilerini bilmelerinin önemli olduğu kanaatindeyim.
<< BACK
|